Ait Olmak

Bu hikâyeye bütünüyle ait misin yoksa dışında mısın? Beklentin nedir bu düşünülürlerden, vazgeçmek istemediğin tutkuları mı ifade ediyorlar. Bu tutkular ne zamandır sende vazgeçilmez, ilahi neşesini gökyüzünde arayan birçok gönül için bir çare var mıdır. Neye ait olabileceğini bilen insanı ne belirler.


Aitlik şüphesi insani bir kırılım. Sezgilerinin en yoğun olduğu, düşünce deneylerinin akıp gittiği bir evren modeli gibi çalışıyor. Süistimale açık, rekabetle arası limoni ve her zaman seni senden ötede gören üçüncü bir göz gibi. Peki neye, niye, neden, ne zaman aitiz.


İnuitler mesela ait miydi Kuzey Kutbuna. Kuzey Amerika’nın büyük düzlüklerinde yaÅŸayan Sular, Komançiler; Meksika vadisindeki Aztekler ve And DaÄŸlarındaki İnkalar onlar ait miydiler bulundukları coÄŸrafyalara. Aztekler mesela bir imparatorluk kurmasa ne olabilirdi, İspanyollar ve İngilizler Amerika’da varlık göstermeseydi ne deÄŸiÅŸebilirdi? Ait hissetmek üzerine düşündüler mi hiç, burası artık bizim evimiz mi dediler yoksa misafiriz deyip geçiÅŸtirdiler mi. Bir yere ait olmak mı istiyoruz, bir yeri bize ait kılmak mı.


Bir ÅŸeye ait olmak onu bir alışkanlık içinde ele almaktır. Ait olduÄŸun yerde sürekli duraklar bulunur, bir iner bir binersin. Çok deÄŸiÅŸir rotan çünkü biraz da dümeni kırmayı seversin. Fakat bir yere ait deÄŸilsen orada yolculuklar çok uzun sürer, az inersin duraklarda. Tanıyamazsın kimseyi yabancılaşır ÅŸehir, tutsakları taşıyan ceza arabasında hissedersin kendini. Bazen bir durakta izin isteyecek kadar çaresiz ve iradesiz hissedersin, sonra her ÅŸey bulanıklaşır ve yol hipnozu olursun üstüne gelir her ÅŸey idrak edemezsin olup biteni ve böylece akıp gider hayatın Amazon, Orinoco nehri, Cazuza ÅŸarkısında “O Tempo Não Para (Zaman Durmaz)” dediÄŸi gibi.

“Porque o tempo, o tempo não para”

 

Tanrı, zaman ve varlığı birbirine giydirdikten uzun bir süre sonra var olan her ÅŸey kendini hissetmeye baÅŸladı. Bu an, bu yerdeyim soruları düşünen canlılari çin bir ölçü mekanizması olarak görev gördü. KuÅŸlar uzunca bir süre uçtuktan sonra yuvasına geri dönebildi, Serengeti ekosistemindeki canlılar büyük göçlerini Tanzanya – Kenya sınırındaki Mara nehri üzerinden geçerek gerçekleÅŸtirdiler. Nehir bir sınır olmasına raÄŸmen kendileri için rota oldu, fakat bu rotada yeni doÄŸan ceylanlar, zebralar veya gnu’lar yaÅŸamları boyunca ilk büyük olayı ve belki de sonlarını getirecek Timsahlar ile karşılaÅŸtılar. Büyük olanlar, atik olanlar çabucak Timsahlardan sıyrılıyorduk fakat çelimsiz serengetiler için iÅŸler çok zordu. Timsahların avı olup yaÅŸam alışkanlıklarından genç yaÅŸta alıkonuyorlardı. O küçük serengetiler, timsahların midelerine mi aittiler, yaÅŸayanlar bu göçü her sene Temmuz – Ekim ayları arasında yapmak üzere kurulu bir sisteme mi aittiler. Hücresel formlardan, mantarlara, btiklilerden hayvanlara ve en nihayetinden insanlara kadar bu aitlik sisteminde nasıl bir hiyerarÅŸi mevcuttur.


Bir nöron beyin hücresine ait olmak zorunda mıdır, ben artık karaciÄŸer hücresi olacağım diyebilir mi, bir lale ben artık sadece kırmızı renkte olacağım diyip virüsün önüne geçebilir ve sadadece kırmızı renge ait olabilir miydi? Sanayi devrimi hiç olmasaydı, gelmeseydi 2. Dünya savaşı, Kovid mesela hiç yayılmasaydı hala ait olur muyduk bu dünyaya? Bazı deneyim kitleri miydi bizi dünyada var eden, bizi sisteme her geçen gün tutsak eden bir fikir mi vardı? Bu fikri yenebilir miydik, insan ait olduÄŸu her ÅŸeye baÅŸkaldıra bilir miydi? Olmayabilirdi böyle ait olmak zorunda kalmadan anlamsız iliÅŸkiler yürütebilir olurduk. Bu anlamsız iliÅŸkiler aramızdaki konuÅŸmayı de etkileyebilirdi, bütün meslek kolları kendi içinde bir aitlik oluÅŸturur ve sınırlar çizer, babil kulesi sadece bir dil metaforu olarak deÄŸil insanlığın ayrıldığı kategorileri de anımsatmaktadır. Her kategori kendi içinde her ne kadar rekabete dayalı olsa da bir ÅŸekilde ona aitsindir. Seni her ÅŸey içine çeker bir bakmışsın, akademisyen olmuÅŸsun ya da finans uzmanı her neyse. 


Artık çalışacak ve konuÅŸacak ÅŸeylerin vardır çünkü ait olmuÅŸsundur. Aitlik bunu getirir, doÄŸal insan formuna yüklemiÅŸ yapay hücreler gibi çalışır kapitalizmin rolleri. Canlılığa cansız bir ruh veren, insanidoÄŸa ile deÄŸil cansız olan her ÅŸey ile ölçüştüren bir rekabet ortamı. İnsan dünyaya geldi, ait omaya çalıştı çok ilerde kıyamet kopacak ve bu da elimizden alınacak. Ahiret dedikleri mutlu ve hüzünlü bahçelere yerleÅŸtirileceÄŸiz ve oralara ait olacağız. Kısaca aitlik ölümden sonra da var olacak. Varlık insanı bir yere ait kılana kadar asla durmayacak. Bu süreklilik içinde devinen bütün ruhlar yalnız olduklarını da hatırlamaya devam edecek. Kaderin cilvesine bak.  

 

AitliÄŸe şüphe ile yaklaÅŸanlar vardır, yerini bir belirlemeyenler, hep yolda olanlardır bunlar. Neden bu kadar yolda olduklarını sorsanız cevap veremezler çünkü bilemezler bir belirsizlik halinde kalmışlardır. Onları belirsizlikten kurtaracak birçok gerilim olmuÅŸtur fakat bu fırsat ellerinden hep kaçmıştır, korkarak yaklaÅŸmışlardır. Ait olmak da istemiÅŸtlerdir ama ürkek halleri durumlarını duraÄŸan kılmaya devam etmiÅŸtir. İnsan hareket içinde kendini fark etmeye meyillenir ve artık bir yuvam olsun ister. O yuvanın önce kendi zihninde olduÄŸunu yanılgısına düşerek önce ÅŸiir yazmaya baÅŸlar, birkaç öykü kaleme alır yetmedi mi metafizik yapar. Fakat zihin özel bir mevkidir, oraya ulaÅŸtırmak için insanları çoÄŸu zaman kapalı cümleler kullanırız. 


Öyle bir ÅŸiir yazarsınız ki bu ÅŸiir hangi duyguna denk düşüyor diye sorarlar yine. Kimi mevlama yazdım der kimi aÅŸkıma der. Okuyan da farklı anlar, neyi seviyorsa onu düşünür. Burada aitlik boyutları arasında oluÅŸan sınır çizgisi ile ogluların farklılığının sıradanlığı da netleÅŸir. Bu farklılıklar arasındaki aitlik çemberi iç içe geçmiÅŸ kümeleri de ifade eder, komÅŸu kümeleri de ama eninde sonunda neye ait olduÄŸunuzu, neye ait omak istemediÄŸinizi ya da olmak istediÄŸinizi kararlaÅŸtırma evresine gelirsiniz. Artık aitlik çok dallı bir aÄŸaca dönüşür. Ya konarsınız bir yere ya da belirsizlik devam eder. İnsanların çoÄŸunluÄŸu bir yere konmaktan korkar. Kasabanın hekiminden bile merhem istemeye çekinir, hastalığını unutmak zorunda kalır. Bu yüzden ait hissetmeyen birçok insanda unutkanlıkta mevcuttur. Bu mevcutluÄŸu ifade ettiklerinde asalak cümlelerinde artışlar meydana gelir. 


Metafizik evrede sıkışmışlardır, dilin kullanımı soyut hegemonya altında ezilmiÅŸtir. AitliÄŸini ararken soyutlukta bulanlar kendini Metafikçiler deÄŸil midir? Heidegger’e Carnap neden bir eleÅŸtiri yöneltti. Carnap Nietzsche'yi neden bu konuda takdir etti? Ait olduÄŸu yeri bilen Nietzsche'ydi kendisine hiçbir zaman filozof demedi sanatçı dedi, kitapları da bu yüzden hep ÅŸiir formatındaydı. Heidegger’e kızmamalıyız, onun bu evresini anlamalıyız, neden ihtiyaç duyduÄŸuna bir göz gezdirmeliyiz yoksa yargılar her zaman keskindir ve insan bir yargının temsil edemeyeceÄŸi kadar bulanık.


Bulanık insanlar, yargı doktrinini yıkıyorsa aitlik mertebesini belirmede nasıl bir parametre kullanacağız peki? Bu parametreler somut mudur? İnsan bir düşünceye ait mi olmalıdır, yoksa fiziksel dünyaya mı? AitliÄŸin yapısal izdüşümünü aynı zamanda kiÅŸinin beklentileri belirler. Ben kesinlikle bu dünyaya aitim diyen birisine cenneti anlatabilir misiniz? Ahiret gününü bekleyen bir müslümana dünya derdi ile daha çok ilgilen diyebilir misiniz? Dememeliyiz zira, hiçbir aitlik sorgulanamaz ölçüde kiÅŸiseldir. Sanatta nasıl kötü çirkin yoksa aitlikte de bunlar bulunmaz. KiÅŸisel yorumlar ile kendi aitlikleriniz ile karşılaÅŸtırabilirsiniz ki bu çoÄŸu zaman yanıltır bunun dışında bir aitliÄŸin ne güzellik deÄŸeri ne doÄŸruluk deÄŸeri bulunur. Aitlik aitliktir, insanı zaman içinde güncelleÅŸtirir ve tekrar yaÅŸama sunar. 


Aitlik, fark ediliÅŸteki deÄŸiÅŸimlerdir, bir ÅŸeyi fark etmiyorsan neye ait olduÄŸunu daha önce hiç hissetmediysen burada bir aitlik damgası tutarsız olur. Bu cümle de tutarsızdır çünkü herkes bir ÅŸeye bir nedenden ötürü aittir o zaman bir ÅŸeye ait olmayan bir canlı bulabilir miyim? Veyahut nesne. Bulabilirsem ÅŸayet sorsam bunun farkında olur mu, daha önce bahsettiÄŸimiz Nöronlar mesela farkında mı ait olduÄŸu yere eÄŸer deÄŸilse ve ben bu durumu anlatsam ontolojik olarak yükümlü olduÄŸu görevden vazgeçerek baÅŸka bir organın hücresi olabilir mi. Aitlik eÄŸer özgür irade getiren bir farkındalıksa ÅŸayet hücreler otomatik yapılar olarak mı ele alınmalıdır. Bu onun kaderi demek ona aitlik atfediliÅŸimizdeki tutarsızlığı destekler mi? Bu canlılık görüşlerinden bazı ifadeleri kılçık gibi ayırarak yeterli cevaba eriÅŸemeyeceÄŸimizi de gösterir. O yerde bulunduÄŸuna ikna olmuÅŸ herkes için nice zorluk ve kolaylık vardır ve pekala insan da bunu ömrü hayatının çalkantlılı yamaçlarında deneyimler  ve geleceÄŸe de böyle bakar. 


Her ÅŸeyin duraÄŸan olmadığını fark ettiÄŸin anda ÅŸu da ortaya çıkar. Ben duraÄŸan deÄŸilim, insanlar da deÄŸil bu bakımdan aitliklerimiz de duraÄŸan olmayan deÄŸiÅŸken yapıları içerirler. Bu yapların bize gösterdiÄŸi en somut ifadeler “alışkanlık”tır. Alışkın olmadığı yere kimsa ait sayılmaz, nehrinde yıkanamadığı, çeÅŸmesinden içemediÄŸi suyu anımsatıyorsa bir yer demekki orası sadece bir duraktır. Kapsını çalıp selam veremiyorsa birinin, bir günaydın demek bile içinde devrimleri tetikliyorsa deÄŸeri nedir buraların. Bizi ne çekti de geldik buraya. Gelmeseydik de olurdu ama iÅŸte var Tanrı’nın da bir planı. Gösterecek bir ÅŸeyler. Ne kadar da kaderci bir yorum, aitliÄŸine teslim olamamış kiÅŸinin kendini günden güne Tanrı’ya usulca teslimi. Tanrı “sen buraya aitsin” deyince bir hoÅŸ olan gönül, bu gidiÅŸ buraya….




Yorum Gönder

0 Yorumlar